Bursa yolculuğum üzerine notlar / Eylül, 2018

Bazen planlamadığımız bir seyahat ile baş başa buluruz kendimizi. İşte böyle bir yolculuktu son Bursa yolculuğum. Bursa’dan arkadaşım Mustafa’nın, yaklaşık bir yıldır amansız bir hastalıkla boğuşan babası Adem amcanın vefatı üzerine bir kere daha yolum düştü, tarih kokan kente..

Daha önceden dayımlara söz verdiğim için sabahın erken saatlerinde Bursa’ya doğru yola koyulmadan onları tatillerine gitmek üzere havalimanına bırakıyor ve Saat 4.30 civarı Atatürk Havalimanı’ndan ayrılıyorum. Yol bomboş ve sakin.. Böyle saatlerde otomobil sürmek büyük keyif. Yoldan gözlerimi ayırıp istediğim melodiyi ayarlamak için telefonumun ekranına daha sık bakabiliyorum.  Ardı ardına akan şeritler zamanın hızlı akışını anımsatsa da ufak bir gülümseme ile bu anımsamayı ardımda bırakıyorum. İstanbul’u çabucak geçiyorum ve körfezin iki yakasını birbirine bağlayan kadim dostlar ile selamlaşıp beni karşıya geçirmelerini istiyorum. Bahsettiğim öğrencilik yıllarımda sık kullandığım feribotlar.. Sabahın sakinliğinde yarısı boş şekilde Yalova kıyısı olan Topçular’a doğru bulunduğumuz iskeleyi terk ediyoruz.  Yaklaşık 45 dakika süren feribot yolcuğu denizin serinliğini tüm cömertliği ile yaşatıyor.. Serin havayı içinize çektiğinizde müthiş bir huzurun içinizi sardığını hissedebiliyorsunuz. Tabi bu huzura feribottaki tuvaletlerinde katkısı yadsınamaz… Gecenin karanlığında sol yanınızda bulunan Osmangazi köprüsünü seyreylemek de ayrı bir zevk. Işıklarının yaydığı parıltı en güzel mücevherleri bile kıskandırır. Yalnız bir an aklıma bir şey takılıyor. Yapımı sırasında fırtına nedeniyle kopan bir halat ve yaşamına son veren Japon mühendis.. Onun yüzünden kazada işçilerin öldüğünü sanmayın sakın. Çalışmayı riskli bulup o gün iş emrini vermiyor kendisi. Yaşamına son vermesinin sebebi projenin zamanında bitirilemeyecek olması.. Japon mühendisteki derin saygıya bakar mısınız?..  Yüksek bir minnet duygusu ile kendisini anıyor ve feribottan inmek üzere aracıma dönüyorum.. Bursa’ya gidenler için yabancı olmayan bir durum, Yalova-Bursa arası yolun inişli çıkışı oluşudur. Büyük bir zevkle, birbiri ardına kıvrılan tepelerin üzerine dağınık bir halat gibi serili yollarda ilerliyorum. Bursa ovası gözüktüğünde günün ilk ışıkları da kendini gösteriyor. Yavaş yavaş aydınlanan yeşil Uludağ tüm ihtişamıyla beni karşılıyor. Üniversite hazırlık yerleşkesinin yakınlarından geçerken anılarım aklıma geliyor ve gülümsüyorum. Şehrin içlerine doğru ilerledikçe kepenklerini kaldıran esnafa, otobüs duraklarında işlerine gitmek üzere bekleyen insanlara rastlamak, şehrin canlılığının bir göstergesi. Şehir yaşıyor, şehir uyanıyor, şehir nefes alıyor…

Heykel’de devamlı  aracımı bıraktığım yere yani Bursaspor katlı otoparkına gidiyor ve otomobilimi bırakıyorum. Aşırı sıkıştığım için hızla girecek bir tuvalet arıyorum fakat yolda karşılaştığım manzaranın aksine çoğu esnaf daha kepenk açmamış. Sonunda açık gördüğüm ilk yere girebiliyorum!

Bursa’nın merkez ilçesi olan Osmangazi, Osmanlı’ya başkentlik etmiş köklü tarihe sahip bir yer. Daha önceleri hiç bu kadar erken bir saatte gelmemiştim. Sokakların sakinliği bütün dikkatimi tarihin akışına topluyor. Şehri hissedebiliyorum. Setbaşı’na doğru yürüyorum ve Ünlü Cadde’deki  iskendercinin ara yolundan şehir tiyatrolarına doğru yol alıyorum. Kısa bir Heykel tavafı desek yanlış olmaz. Bursa Kent Müzesi, Şehir Tiyatroları, Teyyare Kültür Merkezi, Koza Han ve Ulu Cami. Hepsi dışarıdan çok güzel görünüyor. Diyorum ya, şehrin uyanık olduğu anlarda bu güzelliklere odaklanabilmek hayli güç..

Ulu Cami’nin onlarca kez yanından geçmeme rağmen içine hiç girmemiştim. Botlarımı elime alıyor ve kısa bir bakış için içeri giriyorum. Etkilenmemek imkansız.  Bu yapıyı, günümüzde yapılan betonarme, mimariden uzak camilerle kıyaslamak haksızlık olur. Taştan engin güzelliği ile insana huzur veriyor. İçerisindeki şadırvan ise oldukça işlevsel. Malezyalı olduğunu düşündüğüm bir kafile meraklı gözlerle etrafı izliyor. Botlarımı giyip usulca merdivenlerden iniyor, kapalı çarşıya doğru dar sokaklara karışıyorum. Esnaf kepenklerini kaldırmanın telaşı içerisinde, bense onları izliyorum. Daha önceden not aldığım birkaç lokantanın yerini cep telefonumun haritasından bulmaya çalışıyorum. Ne yazık ki kapalılar… Yeni keşifler için başka bir zaman gelirim deyip devam ediyorum. Aklıma birden Köfteci Kemal geliyor. Kuzenimle gittiğimizde çok beğenmiştik. Zeki Müren eşliğinde yenen köfteler belki de bizi asıl etkileyen olmuştu. Tam olarak kestiremiyorum. Yerini buluyorum. Üzücü olan beni kapıda başka bir tabelanın karşılaması oluyor.. Bir çayhaneye dönüşen eski köfteciye yakınlarında bulunan bir fırından simit alıp çay içmek üzere giriyorum. Erkek gibi tabiri aşırı cinsiyetçi biliyorum ama çayhaneyi işleten abla bu metafora uyuyor. Çevredeki esnafın çoğunluğu erkek olduğu için bildiğimiz üzümün üzüme bakması hikayesi.. Hemen işaretlimle çayım geliyor. Taptaze çayım ve simidimle kahvaltımı ediyorum. Ufak bir boşlukta ablaya şu soruyu soruyum: ‘Burada eskiden bir köfteci vardı değil mi?’. Abla hemen ‘Evet vardı’ diyor ve ekliyor ‘Eski kuşak mesleği gelecek kuşaklara aktaramadı ve kapattılar’.  İnsanın içini burkan bu konuşmadan sonra derinden gelen sese kulak kesiliyorum. Zeki Müren’in sesi hala mekanın boşluğunda yankılanmaya devam ediyor..

Zaman hızla akıyor.. Bursa Kent Müzesi’nin açılış saati 09.30! O saatte kendimi kapısında buluyorum. Bursa’nın zaman tüneline doğru yolculuğum başlıyor. Şehrin hafızası niteliğinde olan bu müze kesinlikle gezilmeli. Bizler ne yazık ki müzelere gereken değeri vermiyoruz. Müze bomboş, çalışanlar bile bir vatandaşın müzeyi gezmesini şaşkın bakışlarla izliyorlar. Birden aklıma asıl geliş amacım geliyor. Öğle vaktine doğru akmakta olan zaman, tepeye çıkan güneşle kendisini hissettiriyor. Aracımı teslim alıp Heykel’den aşağı doğru, tekerleklerden gelen lastik sesi eşliğinde süzülüyorum. Bilincimin bir köşesinde saklı duran Bursa’nın simgelerinden Uludağ Kebapçısı’nda kendimi buluyorum.. Garson bir-bir buçuk mu, diye soramadan hemen bir diyorum. Yüzündeki şaşkın ifadeyi biraz olsun gidermek için kahvaltı niyetine geldiğimi de ekliyorum.

Sanırım dükkanı onlarla birlikte açıyorum. Saatim 11.00’i gösteriyor. Dışarıdan koca bir kazan tereyağı dönerin bulunduğu alana sevgilisine kavuşacak olmanın mutluluğuyla geliyor. Müthiş buluşmaya büyük bir imtiyaz duygusuyla tanıklık ediyorum. Eski anılar gözümde canlanıyor. Bu arada ilk defa ana salonda kendime yer bulduğumu belirtmeliyim. Bu da başka bir imtiyaz olsa gerek. Tabak önüme geldiğinde üzerinde terayağından köpükler dans ediyor. Et muazzam gözüküyor. Sevgiliyi koklarcasına tüten dumanı içime çekiyorum. Farklı hülyalara dalıp çıkıyorum. Yumuşak etle buluşan sanki damağım değil, tüm benliğim. Şükrediyorum..

Veda vakti..

Camiye doğru kutsal görev için yola çıkıyorum.  Adem amcanın naaşının evin önünden kalkacağını öğrenir öğrenmez yönümü arkadaşımın evine doğru değiştiriyorum. Vardığımda yaşlı gözlerle bekleyen insanları görmek iç ürpertici olsa da kendime gelmem gerektiğini düşünerek vakur bir duruş takınmaya çalışıyorum. Arkadaşımı teselli ettikten sonra naaşa saygımı sunuyorum. Askeri tören ile dualar yapılıyor ve cenaze namazı kılınmak üzere camiye geçiliyor. İlk defa askeri bir cenaze törenine katıldığım için yüzümdeki şaşkınlığı gizleyemiyorum. Cami avlusunda eski dostlarla karşılaşınca bir an olsun nerede olduğumu unutuyor ve hoş bir sohbete dalıyorum. Güneş cami avlusundaki ağaçların arasından kendini göstermeye çalışırken ılık esen rüzgarla serinlemeye çalışıyorum. Cenaze namazı kılındıktan sonra Adem amcayı ebedi istirahatine götürmek üzere yola çıkıyoruz. Naaşına selam veren askerlere selam verdiğini, onları bir yerlerden izlediğini düşünüyorum. Oğullarının yardımıyla ebedi istirahatine doğru yolcu ediliyor. Herkes dağıldıktan sonra Mustafa ve eşiyle biraz sohbet ediyorum. Mustafa’nın arkadaşı Mehmet de bu sohbet esnasına bizlere katılıyor. Kısa sohbetin ardından evlerinin bahçesindeki çardakta adetten sayılan bir yemeğe bizi davet ediyorlar. Mehmet ile kırmıyor katılıyoruz..

Bursa beş yılımı geçirdiğim bir yer olduğu için gelirken türlü duygular içerisindeydim. Bu yüzden yolculuğum sırasında okulumun yerleşkesine ve kaldığım evin bulunduğu semt olan Görükle’ye uğramayı düşlemiştim. Mehmet’e bu düşü söylediğimde bana eşlik edebileceğini söyledi. Bu yüzden oraya doğru yola çıkıyoruz. Kısa bir yerleşke turunun ardından Görükle’ye varıyoruz. Ona yaşadığım evi gösteriyorum. Yalnız bu sefer onun aracındayız. Ben yön tarifi yapıyorum. Dar bir sokaktan garajına girilen eski evimi gösterdiğimde ilk başta şaşırıyor. Arkasında bu tarz yeşil bir alan olacağı pek çok insanın aklına gelmediği gibi Mehmet’in de gelmiyor. Fakat sonradan; belki de, az hayal kuran bir toplum olduğumuzun farkına varıyor ve itiraz etmiyor.

Çay içeceğimiz bir yere oturup sohbetimizle demi daha da artacak olan çaylarımızı söylüyoruz..Hararetli bir sohbetin ardından ayrılma vaktimin yaklaştığını fark ediyorum. Mehmet beni arabamın olduğu yere bırakıyor. İstanbul’a yol almak üzere Bursa’nın çıkışına doğru rotamı belirliyorum. Aklıma bölümden arkadaşım Talip’e uğramak geliyor. Kendisi mezun olduktan sonra ailesinin yanına Kocaeli’ye döndü. İşten çıkış saatinin yaklaştığını düşündüğümden telefonla arıyorum. Kocaeli’de buluşmak üzere anlaşıyoruz. Bursa rakım olarak Yalova’ya göre daha yüksek olduğu için dönüş yolu daha çok iniş şeklinde.. Es virajlı yollardan hız limitleri dahilinde bir leylek gibi salınarak iniyorum. Hava usulca kararmakta olduğundan gökyüzünü seyretmek büyük keyif veriyor.

Yalova’dan Kocaeli’ye doğru onlarca trafik ışığını aşacak olmak engelli bir koşuyu anımsatıyor. Ancak atlet olmadığını hatırladığım otomobil için bu engellerin zor olmayacağını düşünüyorum. İki saatlik yolculuğun ardından arkadaşımın evine varıyorum. Birbirimizi hayli özlediğimizi fark ediyoruz. Birkaç lafın ardından daha vaktimiz olduğunun farkına vararak körfez manzaralı bir yere geçmek istiyoruz. Markete uğruyor, içecek bir şeyler alıp içerisinde güzel bir seyir terası da olan parka geçiyoruz. Üzerimize çiğ yağmasını engelleyecek bir çardağa oturup muhteşem körfezi seyrediyoruz. Karşımızda Gölcük var. Körfez boyunca sıralı uzanan ışıklar bir görsel şölen oluşturuyor. Denizden gözlerimize yansıyan ışıklar ise, laf aramızda, en güzel yakamozu bile çileden çıkarır.. Görsel şölenin verdiği sıcaklıkla sohbete koyuluyoruz. Kronolojik bir sıra ile eskiyi konuşuyoruz. Kimler nerede, neler yapıyor sohbetin ana hattını oluşturuyor. Körfezde hoş bir seda bırakıp Talip’in evine doğru yol alıyoruz. Vedalaşıp onu evine bıraktıktan sonra ben de yolculuğumu tamamlamak üzere Kocaeli’den Çatalca’ya doğru yola çıkıyorum. Önümde birkaç saatlik daha yol var. Neyse ki zihnim tazelenmiş bir şekilde ilerliyorum. Yolda yalnız değilim. Hayat pınarı ile canlanan düşlerim bana eşlik ediyor. Müzik listemden en güzel olanı seçiyorum. Akan şeritler şarkılara ve düşlerime eşlik ediyor. Ben, gülümsüyorum.

Adnan İnan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s