Papaz Cengiz

Çekeceği film üzerinde uzunca bir süredir çalışan Kemal; işleri oldukça kolaylamış, yer seçimi aşamasına kadar getirmişti. Bedeni ve zihni bu tempodan hayli yorulsa da film çekmek küçüklüğünden beri hayali olduğu için bu duruma aldırış etmiyordu. Üstelik daha önce çektiği iki filmin gişede yaşattığı hüsran da pek umurunda değildi. Kendisini, kurguladığı dünyanın tanrısı gibi hissediyor oluşu yönetmenlik tutkusunu besleyen en büyük kaynaktı.

Son dönemdeki çalışma temposu yüzünden yaşadığı ufak tefek sağlık problemleri sevgilisi Ela’yı fazlasıyla düşündürüyordu. Ela, birkaç kez ufak bir tatilin ona iyi geleceğini söyleyecek olmuştu ki; Kemal büyük bir dilbazlık göstererek konuyu değiştirmişti. Girişimlerinden sonuç alamayan sevgilisi çareyi ilkbahar aylarında tatil için uygun olduğunu düşündüğü Kıbrıs’a iki tane uçak bileti alarak bulmuştu. Kemal ilk başta bu duruma sinirlense de yer seçimi için Kıbrıs’ı da değerlendirebileceğini düşünerek biraz da sevgilisini şaşırtarak tatile gitmeyi kabul etmişti.  Dört günlük kısa tatilin en azından iki gününde araba kiralayarak adanın dört bir yanını gezebileceğini düşündükçe içini anlamsız bir mutluluk duygusu kaplıyor, yaşamındaki tüm yollar o sıralar çekeceği filme çıkıyordu.

Uçakları Kıbrıs’a iner inmez bir araba kiralayıp kalacakları otele geçtiler. Denize girmek için Kemal’e plaja ineceğini söyleyen Ela, ona ne zaman denize geleceğini sorduğunda alacağı cevabı doğrusu beklemiyordu. Çok şaşırmış olduğu söylenemese de yüzünde ufak bir gerginlik ifadesi belirmişti kızcağızın. Lakin kendisini boşuna yıprattığını düşünerek denizin ve kumun keyfini çıkarmak üzere plajın yolunu tutmayı ihmal etmedi.

Mevsim yaz değildi, ancak Kıbrıs’ın güneşi yakıcılığından bir şey kaybetmemişti. Neyse ki denizden kıyıya doğru esen rüzgar bir nebze olsun denizin serinliğini kumsala taşıyordu. Ela’nın rüzgardan hafifçe dalgalanan saçlarına yerden yükselen kum zerrecikleri karışıyor, bu durum onu rahatsız edeceğine bir huşu içerisine sürüklüyordu. Bu anlarda okuduğu kitaba ara vererek anın keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Kendisiyle baş başa kalmış olmak, bir yandan yaşamını gözden geçirmesine fırsat veriyordu doğrusu.

***

Kiraladıkları araca atlayan Kemal büyük bir heyecanla adayı turlamaya başladı. Önce adanın batısına doğru yöneldi, turunç ağaçlarının arasından adanın yeşil yüzüyle tanıştı, sonra yönünü doğuya çevirip kurak arazilerden geçerek sarının tonlarıyla karşılaştı. Rumlarla ihtilaflı bölge olan Magusa’ya geldiğinde gözlerine inanamıyordu. Etrafta in cin top oynuyordu. Savaş filmlerinin terk edilmiş kasabalarını andıran bu görüntü filmlerde gördüklerinin aksine yaşamın ta kendisiydi. Bombalanmış binalar, boş sokaklar, duvarlardaki mermi izleri savaşın iğrenç ve soğuk yüzünü en çıplak şekilde yüzüne vuruyordu insanın. Savaş filmi çekecek olsa hiç düşünmeden burayı seçerdi kuşkusuz. Fakat ücra bir köyde yaşayan bir imamın yaşamını konu alan filme de uygun bir yer değildi Magusa. Düşünceli bir yüz ifadesiyle arabasına döndü ve adanın içlerinde bulunan sınır köylerine aracını sürerek akşama kadar gezindi durdu.

***

Ada hakkında kendisini ilgilendiren bilgileri topladığını düşünen Kemal, ertesi günü otelde bu bilgileri değerlendirerek geçirdi. Kemal’in en azından otel odasında oluşu Ela’yı mutlu ediyor, plajdaki sandalyesinden sarkıtarak kumlara batırdığı ayaklarıyla güneşin ısıttığı kumun sıcaklığını, aldığı her bir solukla da denizin iyot yüklü kokusunu içine çekiyordu. Kemal ada turu esnasında edindiği bilgileri değerlendirirken ara ara savaşın manasızlığı üzerine düşüncelere dalıyordu. Konuşup anlaşmak yerine birbirini öldürmeyi yeğleyen insanlığın ne gibi bir çaresizlik içerisinde bu tercihi yaptığını anlamaya çalıyordu; ama nafile bir çaba içerinde olduğunu fark edip hemen işine geri dönüyordu.

Uğradığı köy kahvelerinde boş boş oturup ölümü bekleyen ihtiyarların yüzündeki bilgeliği şehirdeki yaşlılarda bulmak zordu. Bu yüzden gezerken bu ihtiyarlardan oldukça bilgi toplamıştı. Hele ah o köy muhtarları yok muydu! Köy kahvesine bir yabancının geldiğinden nasıl bu kadar çabuk haberleri oluyordu, anlaması güçtü. İhtiyarların anlatırken atladığı bilgileri kaba bir şekilde; fakat kötü bir niyet taşımadığı belli olan birinin saflığında araya girerek tamamlıyorlardı. Farklı köylerde yaşamalarına rağmen bu özellikleri ile hayli benzeştikleri söylenebilirdi.

***

Tatillerinin kalan iki gününde çekeceği film ile ilgili herhangi bir uğraşı içerisine girmeyeceğine dair sevgilisine söz veren Kemal, Ela’nın Girne kalesini gezme isteğini de kırmadı. Sabahın erken saatlerinde kahvaltılarını yapıp Girne limanının yolunu tuttular. Sezon tam olarak açılmadığı için liman sakindi. Minik kayıkların, denizin kıpırtısından birbirlerine dokunup çıkarttıkları gıcırtılar insanın hoşuna gidecek cinstendi. Güneş tepeye ulaşmadığı için suyun dibi görünmüyor, deniz daha çok güneşten gelen ışınları parçalar halinde kıyıda oturanların yüzüne yansıtmakla uğraşıyordu. Tezgahlarını dizmekle meşgul esnafın önünden yavaş adımlarla geçen iki sevgili dar bir aralıktan yukarı doğru çıkarak Girne Kalesi’ne doğru yöneldi. Kale kapısına iyice yaklaştıkları esnasında aralarındaki kale hakkındaki konuşmayı fısıltı şeklindeki bir ses böldü. Sesin nereden geldiğini ilk başta anlayamadılar. Sağa sola bakınırlarken elinde siyah ciltli bir kitap olan adam arkalarında belirdi ve “Kaleyi gezmek istiyorsanız baştan söyleyeyim, içerisinde görülmeye değer pek bir şey yok. Fakat bulunduğumuz yolu takip edersek kalenin üst tarafında manzarası da fena sayılmayacak güzel bir Protestan kilisesi var, size oraya kadar eşlik edebilirim” dedi. Kararsız bir şekilde birbirine bakan sevgililer bir müddet düşündükten sonra adamın teklifini kabul edip onunla birlikte yukarıya doğru yürümeye başladılar. Zaten şimdiye kadar gezdikleri yerlerin kalelerinde birkaç istisna dışında pek bir şey yoktu. Bakımsız merdivenler, yerli turistlerin boşluklara savurduğu pet şişeler, gözü sürekli telefonunda olan umarsız bir görevli ve kalenin duvarlarından seken ışınlarıyla etkisini daha da arttıran güneş belki de bu garip adamın teklifini kabul etmelerinde başat rol oynamıştı.

***

Giriş kapısına vardıklarında sevgilileri ağaçlarında şarkı söylercesine ötüşen kuşların bulunduğu, pencerelerinden dışarıya doğru açılan ahşap panjurları olan beyaz minik bir kilise karşıladı. Düzgün dizilmiş kiremitlerin ters çevrilip masanın üzerine bırakılan bir kitap gibi örttüğü çatısı ve yanında uzanan şirin çan kulesiyle masalsı bir havaya sahipti bu kilise.  Bu görüntüden etkilenen çift bir müddet hiç konuşmadan oldukları yerde kiliseyi seyretti. Kızın attığı adımla ahşap kapıya doğru yürüyüp içeri girdiler. Kapıdan girer girmez sağ tarafta hatıra defterinin bulunduğu bir masa ve bağış kutusu, önlerine doğru dua için düzgün bir şekilde dizilen ahşap sandalyeler ve en uç kısımda hristiyanlığın sembolü çarmıh şeklinde gökyüzüne açılan bir boşluk onları karşıladı. Duvarlar dini resimlerle doluydu. Yalnız kilisenin içerisi, dışarısının etkileyiciliğinden uzaktı. İçerde kimselerin bulunmuyor oluşu da tüyleri bir miktar ürpertiyordu. Fazla vakit harcamayıp huzur dolu bahçeye geri çıktılar. Sevgililere kiliseyi görmelerini tavsiye eden adam elinde kitabıyla bahçede bir bankta oturuyordu. Önünden geçerlerken adam, yanına oturmalarını istedi. Bu teklifi yüzlerinde beliren tebessümle kabul eden çift adamın yanına oturdu. Ufak bir tanışma faslının ardından adam kilise hakkında bilgiler vermeye başladı. Etkileyici hitabının yanında oldukça akıcı konuşuyordu. Genel bir bilgilendirme yaptıktan sonra elindeki kitabı açtı ve sevgililerin İncil olduğunu sonradan anlayacakları siyah kitaptan menkıbeler okumaya başladı. Aralarda espriler yapıyor, çifti güldürüyordu. Kemal çekeceği filmin ana karakteri olan imamdan bir şeyler buluyordu bu adamda. Dünya ile maneviyatı eşit şekilde içerisinde barındıran papaz Cengiz imam Hüseyin’e hayli benziyordu. Ela, bu esnada adama sürekli sorular soran sevgilisinin kafasından geçenleri az çok okuyabiliyordu. Kemal bu adamı filminde oynatmayı düşünmüyordu; ama gözlerindeki parıltıdan bir kere de olsa aklına bu fikrin düştüğüne bahse girebilirdiniz. Dünya, yaşam, dinler üzerine bir saat kadar süren bu sohbeti aniden başlayan yağmur sonlandırdı. Çift, papazla alelacele vedalaşarak hızlı bir biçimde otelin yolunu tuttu.

***

Tatillerinin son gününde denizin, kumun ve güneşin tadını doyasıya çıkaran çift doldurdukları bataryalarıyla keşmekeş şehir yaşantısına artık hazırdı. Ela’nın bu zoraki tatil fikri ikisine de yaramıştı. İstanbul’a döndüklerinde aynı tempoda çalışmaya başlayan Kemal; papaz Cengiz’in jest ve mimiklerini, konuşma tarzını senaryoya nasıl ekleyebileceğini masasında düşünürken, adamın iletişim bilgilerini almadığını fark etti. Büyük bir telaşla bilgisayarını açtı ve haritalardan kalenin yanındaki kiliseyi aramaya koyuldu. Kilisenin bir iletişim numarası yoktu ama arama motorlarında görünen bir facebook hesabı, yüzünü güldürdü genç adamın. Vakit kaybetmeden cevap geleceği umuduyla mesajında kiliseyi ziyaretlerinden ve papaz Cengiz’den bahsetti. Mesajı yolladığından cevap gelinceye kadarki iki saatlik zaman diliminde papaza ne gibi sorular soracağı hakkında durmaksızın düşüncelere daldı. Bu düşünceler aniden duyulan bir mesaj sesiyle bölündü. Mesajı açtığında yaşadığı şaşkınlığı anlayabilmeniz için Kemal’in yüzünü görmeniz gerekirdi lakin bu şaşkınlık da uzun sürmedi ve yerini durmaksızın bir gülümsemeye bıraktı. Rahatsız olmak bir yana genç yönetmenin hoşuna bile gitmişti Cengiz’in papaz olmayışı. Kilise facebook yöneticisinin mesajındaki uyarıları okumadı bile. Senaryosundaki üç kağıtçı imamı, papaz Cengiz’den daha iyi oynayacak adamı bir daha bulamazdı. Ela’yı aradı ve ilk uçakla Kıbrıs’a gideceğini söyledi. Kızcağız merakla “Daha yeni geldik, neden gidiyorsun?” diyecekken telefonu kızın yüzüne kapattı. Sabırsızlıkla ilk uçağa yetişti, uçak bulutların arasında süzülürken Cengiz abiyi ve gezemedikleri kaleyi düşünerek uykuya daldı.

Adnan İnan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s