Heyecanlı Yürüyüş

Son günlerde otobüs durağına doğru yürürken adımlarını hızlandırıp arkadaşları ile olan mesafesini açmaya başlamıştı Sedat. Arkadaşları aralarında bu durumu konuşuyor ve pek bir mana veremiyorlardı. İçlerinden biri; bir şeyler hissetmiş olacak sessizce bu konuşmayı dinliyor, adımlarını hızlandırıp Sedat’a yetişiyor ve onunla birlikte yürüyordu. Sedat’ın yüzünde herkes tarafından hissedilemeyecek kadar naif bir gülümseme beliriyordu Atiye yanına gelince. İçinde kendine itiraf edemediği duygular vardı besbelli. Çünkü akşamları arkadaşları ile öğrenci yurdunda yaptığı sohbetlerde Atiye’den hoşlandığını iddia eden arkadaşlarını sert bir dille uyarıp durumun düşündükleri gibi olmadığını söyleyip duruyordu. Hep böyle yapardı zaten. Küçükken de arkadaşları bir kızdan hoşlandığını ima etseler hemen kızarıp bozarır ve durumu inkar ederdi. Bir seferinde; yine böyle bir olay üzerine aşık olmadığını kanıtlamak için kışın çırılçıplak bir şekilde, mahalleyi iki yakaya ayırarak gürül gürül akan soğuk çaya girmişliği bile vardı. Anlayacağınız hayli değişik bir tipti bizim bu Sedat.

Atiye mahallenin en fiyakalı kızıydı. Mahallenin en işlek caddesinden salına salına geçerken konu komşunun genç delikanlıları camlara toplaşır, endamı karşısında hayrete düşerlerdi. Bir keresinde avanak Recep’in oğlu çapkın Remzi’nin, Atiye’nin yürüyüşünü seyrederken yere kapaklanıp kolunu kırmışlığı bile vardı ki sormayın. Bütün mahalle geçmiş olsuna gittiğinde büyük olay olmuştu doğrusu. Remzi’nin de çapkın lakabı buradan gelir işin aslı. Mahallenin ironi sevdalıları, mahalle edebiyatına da katkıda bulunuyorlardı tabii olarak. Bu değişmez bir gerçek. Şehrin gelişmemiş kısımlarındaki mahallelerde ve kasabalarda sık rastlanır bu lakaplara. Bizde de durum pek farklı değildi yani..

Aynı mahallenin iki genci birbirleriyle pek sohbet etmeden üniversite çağına gelip aynı üniversiteyi, üstüne üstlük aynı fakülteyi kazanmışlardı. Sedat eski utangaçlığını bir miktar atsa da mahallesinden bir kızla sevgili olmayı kendine yediremiyordu. Okulu bitirip geri döndüklerinde mahalle sakinlerini haklı çıkarmamak adına garip ve biraz da takıntılı sayılabilecek duygular besliyordu içinde. Garip adamdı işte bizim Sedat.. Ne olurdu Sedat ile Atiye sevgili olmuş deseler! Laf aramızda aileleri de pek anlaşırdı bizim bu gençlerin.

Okul çıkışı yürüyüşlerinde aralarında başlayan bu yakınlaşma Sedat’ı daha da paranoyak bir hale sokmuştu son günlerde. Ne yediğini ne de içtiğini bilir olmuştu. Ara sıra, fakültede karşılaşıp canını sıkmamak için dersleri de asmaya başlamıştı. Atiye bu duruma sıkılıyor arkadaşına yardımcı olmak için adımlarıyla uzaklaşmaya çalışan Sedat’a yetişmeye çalışıyordu. Çok havalı kızdı bizim bu Atiye. Sedat’a bakacak bir tip hiç değildi. Yalnız Sedat’ın bu ürkek hali, şimdiye kadar başka çocuklarda bulamadığı saflığı barındırıyordu. Sevmiyordu belki bizim garip oğlanı ama içinden onunla birlikte olmak isteğini de atamıyordu..

Bir gün bu kovalamaca otobüste yan yana yani bitişik iki koltukta son bulmuştu. Sedat, yanına oturan Atiye’ye selam verdi ve istifini bozmadan yoldan geçen arabaları izlemeye devam etti. Kulaklıklarını takmış sanki yanında bir başkası oturuyormuşçasına rahat bir tavırla dışarıyı seyrediyordu. Siz ona bakmayın. Kalbi yanında oturan Atiye için sebebini bilmediği bir şekilde, biraz da ahmakça güm güm atıyordu. Camdan dışarıyı izliyor gibi dursa da cama vuran gölgelerin yardımıyla Atiye’nin cama düşen aksini takip ediyordu. Atiye bir ara kulaklıklardan birini paylaşmasını istedi. Sedat’ın eli ayağına karıştı bu anda. Çünkü kulaklıkları kızla ilgilenmiyor görünümü vermek için kulağındaydı. Apar topar cep telefonundan şarkı değiştiriyormuş gibi yapıp alakasız bir şarkı açtı ve sağ kulağındaki kulaklığı Atiye’ye verdi. Otobüs şeritleri bir bir eskiterek ilerlerken aralarında müthiş bir sessizlik bu akışa eşlik ediyordu. Yalnız Atiye kararlıydı. Bu sefer Sedat’ı köşeye sıkıştırmış Sedat’ın ağzından o baklayı almak için en uygun zamanı yakalamıştı. Yolculukları üniversite yerleşkesinde sona erdiğinde beraberce otobüsten indiler. Sedat, Atiye ile beraber yolculuk etmemişçesine ondan uzaklaşacakken Atiye arkasından seslendi. Gözlerini yumup başını yukarıya doğru kaldıran genç arkadaşımız durdu ve derin bir iç çekip kıza doğru döndü. Atiye’nin gözleri pırıl pırıldı. Sedat’a doğru bu pırıltıyla baktı ve kaldıkları yurtlara doğru beraber yürümek istediğini içten bir şekilde söyledi. Bu içtenlik karşısında Sedat, ufak bir kekelemeyle de olsa bu isteği kabul etti. Hava o gün çok sıcaktı. İkisinin de susamış olduğunu düşünen Atiye, Sedat’tan yürüyüşten önce su almasını istedi. Büyük bir şişe suyu karşısına çıkan ilk büfeden alan arkadaşımız Atiye’ye vermek üzere plastik bir bardağa doldurduğu suyu yere dökerek de olsa uzattı. Sırf bununla kalsa iyiydi. Parayı büfeci genç kıza uzatırken yere düşürmesi, sürekli kafasını kaşıması ve gözünün ritmik olmayan aralıklarla seyirmesi heyecanından kaynaklı türlü saçmalıklardı. Sedat’ın tecrübesizliği ve heyecanından kaynaklı bu hareketleri, Atiye’yi ondan uzaklaştıracağına daha da yakınlaştırıyordu. Şimdiye kadar sevgili olduğu çocukların maskelerindense Sedat’ın bu saf ve doğal hali çok hoşuna gidiyordu. Hayat bir tecrübeydi nihayetinde bunun farkındaydı ama sürekli eğitim, seminer ve bir şeyleri deneyimleme hali insanın doğasında olan, bir yerlerinde az da olsa sakladığı heyecanını alıp götürüyordu.

Güneş yüzlerine tüm sıcaklığını hissettirerek dokunurken, ufuk çizgisi kızıla bürünmüştü. Yürürken arkalarında bıraktıkları gölgeleri giderek uzuyor farklı bir hale bürünüyordu. Sedat utangaçlığını bir miktar üzerinden atmış, kızı dinlerken anlatılanları onaylamak için yüzünü ona çevirip kafasını öne doğru eğiyordu artık. Güneş batmaya yakın bu sefer Sedat başladı konuşmaya. Konuya mahalleden girdi tabi bizim oğlan. Anlattıkları ipe sapa gelmez şeylerdi ama Sedat’ın saçmalıklarından, belki de batmakta olan güneşin azizliliğinden etkilenen Atiye mütemadiyen gülümsüyordu. Bir aralık kendini kaybeden Sedat konuyu tam Çapkın Remzi’ye getirecekken çalan telefonu imdadına yetişti, çapkın kelimesi ağzından çıkmasına rağmen sustu ve Atiye’ye döndü. Birbirlerine bakıp gülüştüler. Başta bir şeyler itiraf ettirme peşinde olan Atiye kararını değiştirmiş görünüyordu. Telefonu meşgule veren Sedat bu duraksamayı attığı adımla bozdu ve yürümeye devam ettiler. Ufuk çizgisine doğru yürürlerken göğün pembeden laciverte dönen hali çok güzel görünüyordu.

Adnan İnan

Fotoğraf: Benjamin Sz-J. tarafından Pixabay‘a yüklendi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s