Yağmur

Sosyal ağların birinde; haber akışlarında rutin bir gezinti yaparken, takip ettiğim bir kuş gözlemcisinin meteor yağmuru için düzenleyeceği etkinliği görünce dağınık olan dikkatim bir anda toparlandı. Hemen aşağı doğru indirmiş olduğum gönderiyi yukarıya çekip yazının ve görsellerin detaylarına odaklandım. Bahsi geçen Perseid adlı meteor yağmuruydu. Bu gönderiyi görmemin birkaç gün sonrasında da bu konu hakkında NASA kaynaklı bir habere rastlayınca içimdeki heyecan bir kat daha arttı ve etkinliğin zamanı hakkında kuş gözlemcisi Alper Tüydeş’in vereceği bilgileri yaşamın akışı içinde beklemeye koyuldum.

 ***

Etkinlik günü ve saati açıklandığında katılıp katılmamak arasında bir kararsızlığım elbet vardı. Gitmeyi çok istememe rağmen tek kişi için Bursa Karacabey’e gitmenin maliyetli olacağını düşünüyordum. Bir yandan da Bursa’nın benim için öneminin büyük olması, bu maliyeti gözümde katlanılabilir kılıyordu. Etkinlik sabahı görece erken kalktım ve ılık bir duş alıp çantamı hazırladım. Çantaya ne gerek vardı diye düşünebilirsiniz ancak gecenin; serin olabileceğini, müzik ile daha hoş ve anlamlı olması ihtimalini düşünmek yanlış mı? “Canım” kahve veya bir bardak şarap istese yeter ekipmana sahip olmak kötü bir şey mi? Tabii olan bu dürtüler ile çantamı fermuarının kapanmasına fazla etki etmeyecek şekilde yükledim. Yükledim fiilini burada bilerek seçiyorum. Çünkü kırmızı çantam o an gözüme limanda üzerine aktarılacak olan konteynırları bekleyen bir gemi gibi görünüyordu.

 ***

Kırmızı çantamı boş olan yan koltuğa attım, termosumu araç kapı cebindeki yerine koydum ve marşa bastım. Koltuğa oturup marşa basıncaya kadarki geçen saliselerle ifade edilebilecek o kısa zaman diliminde arabanın çalışmama ihtimali, içimi aniden bastıran bir sağanak ya da gökyüzünü kaplayan kara bulutlar gibi sardı. Lakin böyle hissetmemin sebebi  kısa süre önce aracımın benzin pompasını tıkayan yakıttaki bir pisliğin bana yaşattığı hoş olmayan tecrübe idi. Korktuğum başıma gelmedi. Pistonların üzerine püskürtülen benzin, bujilerin verdiği kıvılcım ile tutuştu ve yolcuğum başladı. Görkemli Kostantiniyye surlarından Silivrikapı aracığı ile çıktım. Her zaman boş gözlerle baktığım kapıdaki yeşil ve kırmızı ışıkların gözlerimde bıraktığı iz bu sefer camımdan yansıyan ambulans ışıklarıyla karışıyordu. Sol yanımda duran bir araç, yanan dörtlüler, kalp masajı yapılan bir amca ve derin düşünceler kırmızı ile yeşil ışık arasında geçen süre boyunca zihnimde döndü durdu. Yeşil ile beraber hareket ederek yönümü sahile, Avrasya tüneline doğru çevirdim.

 ***

Arabamın ön camındaki otomatik geçiş cihazının ötüşü ve tünelin girişindeki dijital ekranlarda beliren ücret ile moralimin bir kısmını kaybettiğimi söylemeliyim. Yap-işlet-devret yine moral bozmak için görevini yerine getirmişti. Toplumsal hafızadan hallice olan hafızam neyse ki bu durumu çabuk unutturuyordu. Lakin yeni otoyollar ve yeni köprüler ile de bir inatlaşma hali sürüp gidiyordu. Kötüyü unutmak isteyen zihnimde bu mücadele bir süre devam edecekti belli ki.

Suyun altında maviye dönen tavan ışıkları, mavinin daha açık tonunda saatte 70 km ile akan ışık ile dans ediyordu. Belli ki hız limitinde akan bu açık ton içgüdüsel olarak bizleri saatte 70 km hız limitine uymaya zorluyordu. Bu akıntıyı takip edip gökyüzüyle buluşuncaya dek arabayı sürdüm. Dışarı çıktığımda mavi gök bulutların arasından kendini gösterdi. Otoyola giriş yaparak 2 saat boyunca köprülerden, tünellerden geçtim. Viyadükleri aştım ve yeşillikler arasında kendini gösteren Bursa’ya giriş yaptım. 

 ***

Uludağ Üniversitesi’nin yabancı dil eğitimi veren hazırlık yerleşkesi Bursa’nın Yalova yönünden girişinde, tofaş otomobil fabrikasının tam karşısında kalır. Burada geçirmiş olduğum bir yıl fazlasıyla anı biriktirmeme sebep olmuş olacak ki Bursa’ya her gelişimde kendimi anlamsız bir mutluluk içerisinde bulurum. Tam okuduğum binanın hizasında bulunan trafik ışıklarının kırmızıda oluşu beni burada mutlu eder. Boynumu sağa çevirdiğimde; gözlerim okulu seyreder, zihnim ise anılara dalar, çıkar. Anılardan uyanışım genelde arkadaki arabanın sabırsız bir kornası ile olur. Yarı öfkeli yarı mahcup bir ifade takınan yüzümün şekli, arabanın hareketi ile normale döner. Bundan sonrası genelde şehir üzerindeki değişimi gözlemlemekle geçer. Şehir merkezine, yani yukarı doğru uzanan yol santral garajda bir otoparka girmem ile son bulur. Ritüel ise değişmeden kendini gösterir. Uludağ Kebapçısı Cemal Cemil Usta’da yenilen 1,5 iskender ve yanında içilen üzüm şırası. Ardından yürüyerek Ulu Camii, Koza Han ve Koza Han’da içilen kahve. Kırk yıl hatırı var mı, bilmiyorum ama bana her sene bir hatır borçlu olduğunu söyleyebilirim bu kahvenin..

 ***

Kulpsuz fincandan içtiğim kahve gayet iyiydi. Fakat oturduğum sandalye, masa ve şemsiye üçlemesi Koza Han’ın ruhuna, dahası tarihsel dokusuna uymuyor. Çeşme başında derin bir iç ve üzerine bir de bu durumu umursamazmışçasına fotoğraf çekip yoluma devam ettim. Yürürken bir yandan gözüm telefonumda beliren iletilere kayıyordu. Düşmeyi göze alıp yazılanlara cevap veriyor, yolda anlamsızca gülüyordum. Tayyare Kültür Merkezi, yer altı geçidi, ardından Setbaşı derken yolum Yeşil Camii’de sonlandı. Bursa’nın bu bölgesi, özellikle Heykel’den buraya kadar olan kısım, oldukça güzel restorasyonlar görmüş. Yolda yürürken ufak mescitler, camiiler görmek işten bile değil. Bazı bazı durup hatta donup da diyebiliriz; dakikalarca seyre dalıyorsunuz. Geçirdiğim uzun yıllara rağmen pek dikkatli gözlerle gezdiğim bir mekan değildi Yeşil Camii ve tarihe, sanata daha fazla önem verdiğimden beri aklımın bir köşesinde yer alıyordu.. Osman Hamdi’nin ünlü yağlıboya resmi Kaplumbağa Terbiyecisi de Yeşil Camii’nin üst katını fon olarak kullanır kendisine. Ol sebeptir burayı görmeyi çok istiyordum. Lakin türbe ve camii’yi ziyaret edebilmeme karşın resme fon olan üst kat ne yazık ki açık değilmiş. Bu arada Yeşil Camii ve türbe; duvarlarındaki çiniler, müthiş bahçesi ve konumu sebebiyle bile ziyaret edilebilir, edilmeli de.

 ***

Vaktin hayli ilerlemiş olduğunu fark ettim ve aracıma doğru yürümeye başladım. Aracımdan buraya kadar olan güzergah yokuş yukarı olduğu için dönüşte şanslıydım. Dahası bu sefer rotama kapalı çarşıyı da ekledim. Dükkanını kapatma telaşı içerisindeki esnafı izlemek insana günün artık bitmekte olduğu hissini veriyor. Bu hisse kapılan zihnim adımlarımı hızlandırdı ve kendimi; şehir merkezinden Görükle’ye doğru trafiğin içerisinde, batıya yani güneşe doğru giderken buldum.

 ***

Öğrenciyken dört yıl boyunca bana sıcak kucağını açan evime vardığımda apartmana giren bir kişinin şaşkın bakışlarını üzerimde buldum ve bu durumdan ilk başta tedirgin oldum. Birkaç saniye sonra durumu idrak ettim tabii. Manasız bir şekilde eski bir binaya bakıp gülümseyen aptal görünüşlü bir kişiye ben de sanırım bu şekilde bakardım. Bahçede kısa bir turun ardından birkaç fotoğraf ve Görükle sokaklarında düşler eşliğinde bir yürüyüş… Oldukça iyi geldi doğrusu. Kahvemi alıp kısa gezimin ana teması olan meteor gözlemi için yola koyulabilirdim artık. Zira Görükle, güzergah üstü ve Karacabey’e hayli yakındı..

 ***

Ana yolu bir müddet İzmir istikametinde takip ettikten sonra Longoz’a doğru tali yola girdim. Karanlık tarlalar ve ardı sıra ormanlar içerisinden geçen, nadiren de olsa ufak ve sıcak köylerin böldüğü bu kıvrımlı yol yıldızlara dair hayallerime eşlik etti. Kısa bir ihtiyaç molasının ardından buluşma noktası olan Longoz giriş kapısında buluştuk. Hayallerim arasında samimiyetle söylemeliyim ki karşılaşacağım manzara yoktu. Meteor izlemeye, amiyane tabirle yıldız kaymasını gözlemlemeye çok fazla ilgi olmaz diye düşünmüştüm, yanılmışım. Etkinlik sonrası yerel ve ulusal basına çıkacak kadar kalabalıktık. Etkinlik hakkında okuduklarım 100 araçtan fazla olduğumuzu söylüyordu. Bu rakam abartı sayılmaz. Dörtlü lambaları yanan araçlardan oluşan kuyruğun ucu ve sonu gözükmüyordu nihayetinde.

10 dakikalık bir yolculuğun ardından ışık kirliliği olmayan gözlem noktasına ulaştık. Araçlarını sırayla park edenlerden kimileri aracının yanına açtığı sandalyesine oturarak, kimleri ise daha uzakta bir çalının üzerine yaydığı örtüye uzanarak yıldızların kayışını seyre başladı. Etkinliğimizin mimarı kısa bir gökyüzü tarifi yapmayı unutmadı. İki dağın arasındaki ormanlık bir alanda olan gözlem noktamız rehberimizin yankılanan sesini bizlere ulaştırmada mikrofon görevi gördü.

 ***

Ben örtüsünü yere seren, aracı gözlem noktasından daha alt bir noktada park eden kişilerdendim. Yalnızdım, ama ceplerim ve konteynırlarla yüklü olan gemim, yani çantam bir sürü anı ile doluydu. Bu durumu fazlasıyla kotarıyordu. Telefon çekmediği için refleks olarak birkaç kere elimi telefonuma götürmem bir şey ifade etmedi. İnsan mevcut duruma alışıp bir müddet sonra içselleştirebiliyor. Yeter ki tecrübe etsin. Telefonuma artık bakmaz olmuştum. Çantamı ve çıkardığım eşyalarımı beni çevreleyecek şekilde etrafıma yaydım. Oturmayacak olsam da sandalyemi yanımda götürmüştüm. Hoparlör ve birkaç eşyamı taşıyarak faydalı olduğunu belirtmeliyim.

***

Manzara yaydığım örtünün etrafında ve yıldızların altında hemen hemen böyle şekilleniyordu. Ellerimi başımın arkasından bağlayıp dizlerimi ise ayaklarım yere basacak şekilde kırarak yatıyordum. Gökyüzünü ellerimin kavuştuğu noktanın gerisinde, daha önce bahsettiğim iki dağ, “v” şeklinde bölüyordu. Bu  “v” şeklinde birleşen iki tepenin ardından birazdan Venüs ve Jüpiter gözükecekti. Belki de bir yıldız da oradan kayacaktı. Ayaklarımın yönü denizi gösteriyordu. Sahilden biraz biraz ışık ulaştığı için bu bölge daha aydınlıktı. Birden bire sessizliği ve insanların minik fısıltılarını bir yıldız kayarak bozdu. “Aaa gördüm, ben göremedim, yaa ben de göremedim” gibi bağrışmaların arasından yükselen alkış tüylerimi ürpertti. Sonra her bir yıldız kayışının ardından bir alkış tufanıdır koptu gitti. Evren kum taneleri şeklinde yıldızları üzerimize doğru hızla yolluyordu. Büyük bir haz ve gökyüzü enginliğinin bilincimde oluşturduğu sınırsızlık duygusuyla üzerime akan yıldızları göğüslüyor, bu sefer; yalnız olmadığımı büyük bir güven içerisinde hissediyordum.

Adnan İnan

Fotoğraf: Alper Tüydeş ve ekibi                                                                                                

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s