Genel Bakış – Suyu Arayan Adam / Şevket Süreyya Aydemir

Bir adam vardı. Suyu arıyordu. Toprağı üç kulaç, beş kulaç kazdı. Suyu bulamadı. 

On kulaç, on beş kulaç kazdı. Gene suyu bulamadı. 

Sonra yerin derinliklerinde kara kaya tabakalarına rastladı. Yeise düştü, gücü sona erdi ve suyu bulmaktan ümidini kesti.

Fakat bir ses ona: Daha derinlere in, daha derinlere!

dedi. 

Daha derinlere indi ve suyu buldu. 

Rama Krişma’dan kitabın özeti sayabileceğimiz bu alıntıyla başlar Suyu Arayan Adam. Kitabın adından anlaşıldığı üzere bir arayışı temsil eder Şevket Süreyya’nın yaşamı.

Kaynak da sudan başka ne olabilir ki?..

Suyu Arayan Adam

Rumeli’nin büyük kısmının elden çıktığı buhranlı bir çöküş döneminde dünyaya gelmiştir Şevket Süreyya. Kaleme aldığı otobiyografisinde yangın içindeki bu coğrafyayı betimler ilk olarak. O kadar güzel bir edebi dil kullanır ki; yazılanların gerçek olduğunu unutup kendinizi bir romanın içerisinde hissedersiniz. Bir yandan, anlatılanların kendi tarihinizin bir kesiti olması sizi ayrı etkiler. Güzel anlatımı arasında bazı anlar durup doğduğu, büyüdüğü evi hayal edersiniz. Bir nevi metni belli olan hikayeyi zihninizde yönetip izlersiniz..

Yaşamın her birimizi bir yerlere sürüklediği kuşku götürmez. Kimimiz esen bir rüzgarın uçurduğu yaprak, kimimiz ise akan bir nehrin taşıdığı toprak misali sürekli yer değiştiririz. İkisi arasındaki fark belki zamansal akışın ölçeği mahiyetindedir; ama durağanlıktan söz etmek mümkün değildir. Entropi işlemeye devam eder. Şevket Süreyya’nın yaşamı, döneminden kaynaklı olsa gerek, görece hızlı akar. Gencecik yaşta daha eğitimini bile tamamlamadan kendisini bir savaşın içinde bulur. Çocukluğunda anlatılan muhteşem imparatorluk hikayelerinin çok uzun yıllar öncesine ait olduğu gerçeği, Anadolu bozkırında gözüne çarpar Şevket Süreyya’nın. Yedek Subay olarak doğu cephesinde Ruslara Karşı çarpışıp durur. Yeri gelir savaşın manasızlığı üzerine derin düşüncelere dalar. Cephe gerisinde savaşın dindiği vakitlerde ise en büyük dostu ahşap valizindeki kitaplarıdır.

Doğu cephesinde o sıralar işler fena gitmez. Rusların çekilmesiyle Osmanlı ordusu doğuda ilerleyişini sürdürür. Ancak bu durum uzun sürmeyecektir.. İttifak devletlerinin yenilgiyi kabul etmesiyle, zafere doğru ilerlediğini düşünen cephedeki asker şaşkınlığa uğrar. Bu cephedeki genç subayların hayallerini Turan süslemektedir. Lakin acı gerçekler günümüzde de olduğu gibi, dönem liderlerinin dudaklarının arasındadır. Yani İstanbul’a, payitahta yol görünmüştür.

Mütareke İstanbul’u, limanlarına demirleyen yabancı savaş gemileriyle hayli kasvetlidir. Şevket Süreyya bu durumdan hoşlanmaz. Kısa bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra okuduğu kitapların ve dönemin Türkçü şairlerinin etkisiyle kendisini Kafkasya’da bulur. Burada türlü mücadelelerin içerisine girer. Gaye, parçalara bölünmüş Türk coğrafyasını birleştirmektir. Aydemir’in içinde Turan ateşi yanar durur. Fakat bu ateş de kısa sürelidir. Her şeye rağmen rasyonel bir değerlendirmeye sahip olduğunu satır aralarında yakarız yazarın. Kafkasya ve Azerbaycan gözlemleri okuduğu Turan mefkuresiyle pek uyuşmamaktadır. Karşısında bulunan halk yığınlarında bu heyecanı uyandırmanın manasızlığına çok geçmeden varır. Bu sefer yolu Kafkaslar üzerinden Moskova’ya doğru yönelir.  Rüzgar, o günlerde hayli parlak yanan Sosyalist ateşe doğru sürüklemiştir yazarı. Gözleri çakmak çakmak bakan Nazım’la da yolları burada kesişir. Moskava’da Üniversite’nin yaz kamplarında bir ateş başında Nazım ve Va-Nu ile hararetli tartışmalara girişir. Bu tartışmalara şahit olduğumuz satırlarda Nazım’a başka bir gözden bakmak hayli keyiflidir..

Sosyalist rejimin otoriterleşmesinin ve kendi aydınlarını bir bir yemesinin üzerinde bıraktığı etkiyle radikal bir kararla İstanbul’a döner yazarımız. Arayışı hiç bitmemektedir. Arkadaşlarıyla çıkardığı bir dergide yazılar yazmaya başlar. Yeni rejim Sosyalist hareketlerden çekindiği için gün gelir İstiklal mahkemesi kararıyla tevkif olur. Hapiste geçirdiği günler onun için bir okuldur. Işığını saçmaya yılmadan devam eder ve sonunda haksız yere hapiste olduğu anlaşılıp salınır. Bundan sonra hayatının belki de en anlamlı evresi başlar. İnkılabın emrinde geçen uzun yıllarda Cumhuriyet’in genç kadrosunda yer alır. İnkılabın halka anlatılmasının öneminin farkında olması, ona İnkılap ve Kadro dergisini kurma ilhamı verir. Yazılarının yanı sıra Eğitim ve Ekonomi Bakanlıkları’ndaki görevleriyle ülkesine hizmet eder. Demokrat Parti iktidarı ile de hizmeti resmi anlamda son bulur; ama o, yeise kapılmadan aramaya devam eder ve son olarak toprağa yönelir..

Görevine son verilen Aydemir, Ankara merkezinin dışında kalan bahçesine doğru türlü düşüncelerle yola koyulur. Bahçesindeki dere kenarına sırt üzeri uzanır ve derin hülyalara dalar. Bu kitapta anlattıkları burada sonlanır. Şahit olduklarımız; Şevket Süreyya’nın kaynağını aradığı yaşamından ziyade, dağılan imparatorluktan genç bir cumhuriyete yürüyen halkın başından geçenlerdir en nihayetinde..

Kitabın son sayfasından bir alıntı ile veda edelim:

Epiktetos haklı:

— Allah’ın bize verdiği en büyük nimet, malik olduğumuz halde, malik olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmak kudretidir.

ve gene onun dediği gibi:

—Huzurun bir pahası var.

Evet, onu ödemek lazım. Benim ödediğim paha, hayatımın hepsidir. Ama bundan üzgün değilim. Ödediğim bedel, ulaştığım kaynak için çok değildir. Çünkü bu kaynağın başında ben, yıllar yılı kaybettiğim en değerli şeyi, yani kendimi buldum.

Adnan İnan

Kaynak: Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir / Remzi Kitabevi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s