Kıbrıs Macerası

Uzun zamandır gitmeyi düşündüğümüz ve üzerinde planlar yaptığımız ‘Kıbrıs tatili’ için vakit sonunda gelip çatmıştı.. Üniversiteden arkadaşım Mustafa, uçakla gideceğimiz için sıcak sayabileceğimiz bir akşamüstü Marmara’yı ikiye yaran bir deniz otobüsü ile  Büyükçekmece’ye geldi. Bir önceki gelişinde de Çekmece sahilde yürüyüş yapmıştık; fakat bu sefer yaz olduğu için ortamın daha bir sıcak olacağını düşünerek tekrarlayalım istedik. Ertesi günün yorgunluğunu hesaba kattığımızdan mı bilinmez, yürüyüş çok uzun sürmedi. Kısa bir yürüyüş ve çay molasının ardından evin yolunu tutmuştuk. Artık Kıbrıs Macerası için tek ihtiyacımız olan şey iyi bir uykuydu..

1.gün

Uyku mu?

Sabahın beşinde kalkacak olmanın verdiği gerginlikle tabi ki doğru dürüst uyuyamadık; fakat bu bizler için bir engel teşkil etmiyordu.  Zorda olsa uyanmayı başardık. Önceden hazırladığımız valizlerimizi kısa bir kontrol ettikten sonra Çatalca otobüsünün yolunu tuttuk. İlk istikamet Atatürk Havalimanı!

Atatürk Havalimanı ilk kontrol noktasında Türkmen görünümlü garip bir teyzenin ‘bu çantayı içeri geçirir misiniz be oğlum?’ sorusuyla tatilimizde ne tür garip olaylarla karşılaşacağımızın ilk sinyalini de almış olduk..

Klasik biniş kartı alma valiz teslimi  ve ‘’free shop!’’ ritüellerinin ardından uçağımızda yerimizi aldık..

IMG_6934 - Kopya

Uçuş zamanı

Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren sorunsuz bir uçuş ile kendimizi Kıbrıs’ın sıcağında bulduk. Kısa bir kimlik kontrolünün ardından akan banttan kendini gösterip göstermemekte kararsız olan valizlerimizin bizleri ılık bir tebessüm ile karşılaması ile terminal binasını terk edebildik. Birkaç prosedür imzasından sonra aracımızı kiraladık ve bu sayede soldan akan trafik ile tanışmış olduk. İnsanın alışkanlıklarını yıkıp yeni bir düzene uyum sağlaması ne kadar da zor! Soldan akan trafikte sanki ilk defa araba kullanıyormuş hissi yaşayan bizler için tehlikeli anların başlangıcı yaşanmaktaydı. Neyse ki bir takım ters yöne giriş benzeri hatanın ardından -arada istisnai hatalar yapmak kaydıyla- soldan akan ve sağdan kullanılan araçların olduğu trafiğe alışmıştık! Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim, aracı ayarladığımız rentekar Mustafa abi çok ilginç adam vesselam. Şahsına münhasır kişiliğe sahip ve bizim Mustafa’nın da daha önceden tanıdığı bu adam, bol keseden atan bir Türk profili çizmekten kendini alamıyordu..

Nerede bu ev?

Sıra AirBnb’den kiraladığımız evi bulmaya gelmişti. Tabi öncesinde kısa bir mola! 0 km’ye yaklaşan menzili ile gözlere korku salan depomuzu doldurduk ve ardından istikametimizi Girne’de olan evimize çevirdik. Allah’tan yirmi liralık günlük bir bedel ile açtığımız telefonumuz var,  internet olmasaydı ne yapardık inanın bilmiyorum çünkü google bile adresi bulmakta zorlandı.

Nihayet

Tersten de olsa ulaştığımız evimiz ile aramızda ön kapıyı bulmak gibi küçük bir mesafe kalmıştı.. Anahtarı teslim alıp içeri girdik. ‘Oooo bulaşık makinesi bile varmış’ derken bulaşık makinesinin STOP etmeden saatlerce çalışacağını nereden bilebilirdik ki?.. Bu arada TV de tatil boyunca çalışmadı…

IMG_6954

Kısa bir molanın ardından günü Girne Belediyesine bağlı Kervansaray plajında tamamladık. Yorgunluğunu atmak isteyen bedenimiz; zihinlerimize direndi ve bir iki rahatlama içkisi için uğradığı gece kulübünün ardından yatağının yolunu, ardına bakmadan tutmuş oldu.. Dipnot: Kervansaray plajının giriş ücreti 5TL/kişi..Çok cüzi. Kıyaslanabilir olması açısından belirteyim, bu parayla neredeyse 1/3 paket Malboro sigarası alabiliyorsunuz…

2.gün

Zor da olsa 11 gibi kalkabilidik…. ‘Bugün ne yapacağız?’ toplantısının ardından hiçbir şeye karar veremeyip, kahvaltı etmek üzere evi terk ettik..

Deniz kenarında kahvaltı! Kulağa hoş geliyor..

IMG_6968

Kısa bir ‘ne yeriz?’ tartışmasının ardından kendimizi Girne Orduevi’inde bulduk. Fiyatları deniz kenarındaki müthiş manzaradan bile daha cazip olan bu yerde, geç kalmış oluşumuz sebep olacak ki öğle yemeği yemek zorunda kaldık. Olsun yemekler -yinelemiş olacağım ama- fiyatlar göz önünde bulundurulunca müthişti 😀  Günün geri kalanında gezmemizi sağlayacak olan enerjiyi aldıktan sonra daha önce evde hazırlamış olduğum ‘nereleri gezmeli’ temalı not kağıdımı çıkararak ilk rotalarımızı belirledik.

Girne Liman

Kyrenia_01-2017_img04_view_from_castle_bastion.jpg

Girne Liman klasik bir Akdeniz limanı. Ufak balıkçı teknelerinin bulunduğu, mavi  ve kum renginin birbiriyle kucaklaştığı bu limanda palmiye ağaçları da yol kenarlarına yeşilin güzel tonlarını katıyor. Tüm ihtişamıyla ayakta duran Girne Kalesi ise buranın Akdeniz limanı olma özelliklerini tamamlar nitelikte.

Girne Kalesi

Kalenin etrafında kısa bir tur attık ve meraklı bakışlarımızın farkına varan bir kişinin yanımıza gelmesiyle tuhaflıklar zincirine bir halka daha ekledik.

Papaz Cengiz!

Hayatımızda ilk defa bir papazla sohbet ediyorduk..  Düzgün giyimli ve elinde yeşil Türkçe bir incili olan Cengiz abi (Papaz Cengiz) bizlere kale ile ilgili mistik bilgiler verdi ve kalede görülmeye değer bir şey olmadığına bizleri ikna etti. Ardından yukarı doğru kliseye yöneldik.. Bahçesinde kısa bir sohbetin ardından klisenin içerisini gezdik. Minik bir İngiliz Protestan klisesi  olan St. Adrew ‘i görmek sizlere çok vakit kaybettirmeyecektir..

Bella Pais

IMG_6979.JPG

Yeşilin bol olduğu bir tepe olan Bella Pais’e yine yeşilin bol olduğu bir yol ile ulaştık. Köyde eski tip taş evler ve villalar çoğunluktaydı. Arabayı yürüme mesafesi az olan bir yere çekmek için dar bir yoldan köyün içerisine doğru ilerledik lakin manastırın dibindeki otoparkı Mustafa’nın engin co-pilotluğu ile atladık. Kendisini sanırım solda oturduğu için şoför sandı.. Olan oldu bir kere. Bu sefer aracı köyün girişindeki otoparka bıraktık ve tabanları yağladık… Neyse ki biraz yürüyüş yapabilme fırsatı yakalamış olduk. Bella Pais Manastırına ulaştığımızda Türk oluşumuzun avantajı ile şuanda tam olarak hatırlayamadığım makul bir ücretle giriş yaptık. İçerisi gotik diye adlandırılan -o da neyse- bir mimariydi. Bu mimarı ve sahip olduğu konumu nedeniyle Bella Pais’e, Kıbrıs’a gidenlerin kesinlikle uğraması gerektiğini düşünüyorum. Bu arada unutmadan söyleyeyim bol bol fotoğraf çekmeyi-çekilmeyi ihmal etmedik. Şuan fotoğraflara bakarak başımızdan geçenler hakkında ufak tiyolar almıyor da değilim.. Rus olduğunu tahmin ettiğim bir bayanın güzel manzarada fotoğraf çekilmek uğruna çocuğunu kadrajdan çıkarma çabası fotoğraflara yansımasa da yıllar sonra bile aklımızda olacak diye de not düşelim..

IMG_7099.JPG

Fiyatlar çok cazip diye bu kadar abartılmaz..

Bella Pais’den ayrılıp akşam yemeğini yemek üzere tekrardan Girne Orduevi’ne kendimizi attık. Hoş bir akşam esintisinin eşlik ettiği günde kadehlerimizi gün batımına doğru tokuşturup geceyi selamladık.  Gece başka sürprizler getirdi mi? Kim bilir.. Yarın görüşürüz..

3.gün

IMG_7124 - Kopya

Kahvaltı için kararsız olmadığımızdan mıdır bilinmez, yolunu ezberlediğimiz Girne Orduevi’ne gittik. Kahvaltıda orduevi içerisindeki vasatı aşamayan bir pastanede çay simit yedik. Müthiş deniz manzarası az da olsa kahvaltımızı lezzetlendirdi..  Ardından önceden karar verdiğimiz Gazimagusa’nın yolunu tuttuk. Kıbrıs’ın kuzeyinden güneyine olan yolculuğumuz sorunsuz geçti. Öğle sıcağını denizde geçirmeyip biraz merkezde keşif yapalım istedik. İlk durağımız Lala Mustafa Paşa camii oldu. Camii dediğime bakmayın, aslında kliseden bozma bir yapı. Osmanlı Kıbrıs’ı fethedince klise cami oluvermiş. Yıllara inat yaparcasına hala sapasağlam ayakta duruyor. Estetik konusunda ise hiçbir sıkıntı yok, tabi içerisine girene dek.. Güzelim taş yapının içerisini halı ile kaplamışız… Klisenin taş yapısı ile uyumsuz durması bir yana sentetik bir materyalden yapılmış olması dokuların kaynaşmasının önüne geçiyor.

IMG_6435.JPG

Kliseden ayrıldıktan sonra üzerinden limanın görüldüğü minik bir kaleye çıktık. Açıkçası anlatılacak pek bir şey barındırmayan bu yapıda çektiğimiz bir iki fotoğrafın ardından Mustafa’nın askerliğini yaparken sık geldiği Petek Pastanesi’ne uğrayalım dedik. Pastanede bizleri güler yüzü ile karşılayan garsona bizi gülümseten Kıbrıs şivesi eşlik ediyordu. Birkaç parça atıştırmalık poğaça söyledik ve siparişlerimiz gelene dek içeriyi meraklı gözlerle süzdük. Mustafa daha önceden gelmiş olmasına rağmen meraklı bakışları ile etrafı kolaçan etti. Belki de içindeki merakını, yaşamış olduğu sıcak anıları saklı tutuyordu. Kim bilir?..

Antik kent yolunda..

IMG_7150.JPG

Genelde para ile girişi olan ve öğle vakti yani güneşin o en kavurucu olduğu vakitte gezilen yerleri Türkler olarak sevmeyiz. Biz de durumlar biraz farklıydı. Magusa’ya gelmişken içerisindeki antik kenti gezmemek olmaz diye düşündük. Arabayı park ettiğimiz yerden kısa bir mesafede olan giriş kapısına yürüdük, biletlerimizi alıp giriş yaptık.  Yüzyıllar öncesinden kalmış bir eserin keşfini biraz sonra yapacakmışçasına koşan bir kız dikkatimizi çekmişti. Onu belli bir süre takip ettik fakat bu davranışın çok doğru olmadığını fark edip sonlandırdık ve gerçek amacımız olan antik kent turumuza geri döndük. Yıkık dökük olan sütunlar arasında yürümek oldukça heyecan vericiydi; fakat Kıbrıs’ın sıcağı da bizi hayli zorluyordu. Yürüyüş hızımızı bir sonraki durağımız olan plajın etkisiyle iç güdüsel olarak arttırdığımızı düşünüyorum ki zaten turumuzun kısa sürmesi de bu tezimi destekler nitelikte… Mustafa’nın sıcak bir İtalyan çiftiyle olan konuşmasını not etmeden geçmeyeyim. İtalya’da yaklaşık bir okul yılı kaldığı için anlaşabilecek kadar İtalyancası vardı. Ben konuşmanın İngilizce olan yerlerine vakıf olabildim. Tahminimce Mustafa İtalya’da öğrencilik yaptığını söyledi.  Mantıksız da sayılmaz hani..

IMG_7175.JPG

Ne kadar çalışkan bir siyahi..!

Antik kentten ayrılıp çok uzağında olmayan Glapsides Plajı’na geldik. Bu plaja dair aklımda en net kalan, plajda görevli olan bir siyahinin var gücüyle insanlara yardımcı olmaya çalışmasıydı. Genelde plajlarımızda görmeye alışık olmadığımız türden bir çabaydı, sarf ettiği.. Takdir edilesi..

Yerimizi belirledik ve buz gibi biralarımızı sipariş ettik..  Deniz klişe olacak ama çarşaf gibiydi. Hasır şemsiyelerimizden sızan güneş ışığı ise gözlerimizi kamaştırıyordu. Biz hayatımızdan memnun bir şekilde kulaklarda kulaklıklarımız, gözlerimiz ekranlarda denize gireceğimiz saati bekliyorduk. Tam da o sırada sipariş etmiş olduğumuz buz gibi biralarımız geldi. Biralar ile hava arasında o kadar çok sıcaklık farkı vardı ki şişelerin üzerleri damla damla su kaplanmıştı.  Aldığımız ilk yudumlardan sonra  kuma koyduğumuzda ise yapışan kumlardan farklı bir havaya bürünmüştü şişeler. Yazları plajda alkol alıyorsanız gözünüzde canlandırması zor olmasa gerek..

Kısa bir deniz molasının ardından karınlarımızın zil çaldığını fark ederek plajdan ayrılma kararı aldık. Biraz hızlı oldu biliyorum ama cidden öyleydi. Sadece kısa bir yürüyüşle yetinmiştik..

IMG_6442.JPG

Sırada yemek yiyeceğimiz yer (Mustafa’nın anlata anlata bitiremediği) Jonny Rockets vardı. Eşyalarımızı topladık ve güneşi selamlayarak yola koyulduk. Burgerleri ve ötesinde, mekanın tarzı Mustafa’nın bahsettiği kadar vardı. Bu mekanın diğer Amerikan burgercilerden farkı Amerikan kültürünü bire bir yansıtması diyebilirim. Ancak  çalan müzikler ve mekanın aurası sayesinde kendinizi  Texas’ta hissetseniz bile kafanızı yola çevirdiğinizde, dünya tarafından tanınmayan bir ülkede tatilde olduğunuzu hala hissedebiliyordunuz.

Ne yedik be!

Tıka basa yediğimiz JR’dan sonra kısa bir yürüyüş yapmanın doğru olacağını düşündük.. Yürüyüş yaptığımız yol Birleşmiş Milletler barış gücü kampüsünün kenarından geçiyordu. Bu sayede Mustafa’nın kafasını barış gücü ile ilgili sorularımla şişirebilmiş oldum.. Belki de anılarını hatırlamam hoşuna gitmişti…

4.gün

Aradan zaman geçtiği için o günün sabahı tam olarak ne yaptığımızı hatırlayamıyorum. Sanırım evden bir şeyler atıştırıp dışarı çıktık. Rotamızı Kıbrıs’ın batısında bulunan Güzelyurt olarak belirledik. Bu arada Girne’den çıkarken Çıkartma Plajının orada kısa bir mola verip turkuaz mavisi denizi fotoğrafladık… Bu plajın Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için önemi büyük, çünkü burası adadaki zulme karşı direnişin ve kurtuluşun simgesi. 1974’te Türk askerinin adaya ilk ayak bastığı yer olarak da nitelenebilir.

IMG_6443.JPG

Fotoğraf çekme işimizi bitirdikten sonra rotamıza uyacak şekilde yolumuza devam ettik. Kıbrıs’ın doğusuna göre daha yeşillik bir yolda ilerlememiz açıkçası beni şaşırtmıştı. Ağaçların arasında kıvrılan yolda ilerlemek, insana anlamlandıramadığı bir huzur veriyor. Ancak bu huzuru yer yer yol kenarına atılan çöpler törpülüyor.. Maalesef gerçeğimiz bu..

IMG_7231.JPG

Bu güzergah üzerinde Güzelyurt’a gelmeden bir de baraj var. Seyir terasından hem denizi hem barajı görebiliyorsunuz. Baraj turkuaz renginde ve müthiş bir ekosistem oluşturuyor. Suyun gittiği yere hayat verdiği apaçık.. Baraj Türkiye’den gelen su ile besleniyor. Alt yapı çalışmaları tamamlandığında nispeten daha kurak olan Kıbrıs’ın doğusuna buradan su taşınacakmış. İşin güzel tarafı düzlük arazilerin bulunduğu adanın doğu kısmı gelecekte bir cennete dönüşebilir. Zaman bu ihtimalleri cevaplayadursun deyip devam edelim. Virajlı bir yolun ardından içerisinde onlarca sırrı barındıran Güzelyurt’taki Mavi Köşk’e vardık. Askeriyenin himayesindeki bir bölgede bulunan Mavi Köşk muazzam bir güzelliğe ve konuma sahip. Bölge askeriye denetiminde olduğu için yerlerde sigara izmariti bile bulmak imkansız. Bir an batıda bir medeniyetin içerisinde hissediyorsunuz kendinizi aslında.

IMG_6450.JPG

Peki neden köşkü ziyarete geldik?

1974 Barış Harekatı öncesi, Rumlara silah satan tüccar Paolo Paollides’in özel köşkü burası. Paolo tüm kaçakçılık faaliyetlerini etrafa hakim bir tepede bulunan bu köşkte yapıyormuş. Bu tepeden km’lerce uzakta olan limanı bile görebiliyorsunuz. Bir silah tüccarının neden burada olduğuna şaşırmak anlamsız olur. Bu arada Paolo lükse çok düşkünmüş. Evde Sophie Loren’in süt banyosu yaptığı bile rivayet ediliyor. Köşkte turu yaptıran asker bu yazdıklarım haricinde daha birçok detaya değiniyor; fakat yazının eksenini  kaydırmak istemiyorum.

IMG_7240.JPG

Köşkten ayrılıp Lefkoşa’nın yolunu tutuyoruz. Gayet güzel bir otoyoldan vardığımız Lefkoşa’da ne yazık ki barbarlık müzesi kapalıydı ama hemen karşısında bulunan Kenan Baba’yla tanışma fırsatım oldu. Fırsatım oldu diyorum çünkü Mustafa askerken tanışmış Kenan baba ile.. Anne ve babasını getirmiş daha önce içki almak için. Kıbrıs’a gidenler için bir ritüel içki almak. İçkiler oldukça ucuz diyebilirim! Babaya dönelim.. Kenan Baba Tekel bayi işletiyor, oldukça matrak biri. Bir anda kendimizi elimizde pro ve espresso ile bulduk..  Baba bonkör.. Sonrasında elinde bulunan içkileri inceledik ve biraz da sohbet.. Tekrardan geleceğimizi söyleyerek ayrıldık. Baba adam vallahi..

IMG_7265.JPG

Baba Kenan sonrası notlarımız arasında olan birkaç han ziyareti yapıp, bir bet salonuna girdik. Bet salonu bizdeki iddaa bayilerinin kumarhanemsi bir versiyonu. İçerisi gayet modern ve lüks.. Kahve çay bedava.. Her neyse boş bir yer bulup oturduk. Yanımıza kumarbaz bir dayı geldi. Mustafa ve ben neden yanımıza oturduğuna şaşırıp adama tip tip baktık; fakat peşin yargılı olmamak lazım.. Meğerse adamın da hisleri bizimle aynıymış. Yani o, kuponunu yatırmaya gittiği sırada yerine oturmuşuz… Durum anlaşılınca ortam biraz ısındı neyse ki. . Adalılar genelde konuşkan insanlar.. Hemen bizimle sohbete başladı ve ilginç şivesi ile bizleri baya bir güldürdü. İçeriği boş olsa da bazen bu tarz sohbetler üzerinizdeki tüm stresi atmanıza yardımcı oluyor..

Yine mi!

Yazmaktan utandım mı yoksa unuttum mu bilemiyorum ama yazmasam eksik olacak. Yemeklerimizi yine Jonny Rockets’ta yedik … Bu burger bir harika dostum!  (Lefkoşa)

5.gün

Günler çabuk ilerliyor ve tatilimizde sona yaklaşıyoruz.

IMG_7286.JPG

Önceki günlerde gezeceğimiz yerlerin çoğuna gittiğimiz için günü plajda dinlenerek geçirmek istedik ve daha önceden planladığımız gibi Çıkartma Plajı’na gittik. Bu plajda güzel bir tesis işletiliyor, adı Escape Beach! Geldikleri gibi giderler mi demek istemişler tam olarak çözemedim… İsmin ötesinde tarihi anlamı göz önünde bulundurulacak olursa burada plaj kulübü olması açıkçası pek yakışmıyor. Bir zamanlar askerler karaya çıkartma yapıyordu,  günümüzde ise tarihinden habersiz gençler gönüllere çıkartma yapıyor.  Başka diyecek söz yok.. Biz de bu kervana kapılıyoruz; fakat daha çok gözlem ve dinlenme amaçlı. Zaten denize girdikten sonra bir şeyler yiyip erkenden ayrılıyoruz..

IMG_6463

Sana 4 sana 3!

Geceleyin söz verdiğimiz gibi Lefkoşa’ya Kenan Baba’dan içki almaya gittik. Dükkanı kapattığı için içeride baya bir geyik çevirebildik. Fotoğraf çekilmeyi ve içki limitimizi doldurmayı da unutmadık! Atatürk 4 Sabiha Gökçen 3 şişe kabul ediyormuş. Çok yaşa Kenan Baba..

Son gün

Son günler genelde diğerlerine kıyasla daha kısa sürerler. Nitekim öyle de oldu. Adadan ertesi sabah ayrılacak olmamıza rağmen tatlı bir valiz telaşı vardı üzerimizde. Şöyle kaldığımız evi kısaca bir taradıktan sonra fazla aceleci davrandığımızı fark edip evden ayrıldık..

Hilarion Castle!

IMG_7441.JPG

İlk gitme teşebbüsümüzde akşam saat 5’i geçtiği için kaleye girememiştik. Bu sefer daha makul bir saat olan öğlen vaktini seçtik. Ben ilk başta sıradan bir kale bekliyordum ancak çıkılan basamak sayısıyla ünlüymüş. Sıcaklığın etkisiyle bu basamakları çıkmak bir kat daha zorlaşıyor.. Belim izin vermediği için ben sonlara doğru ineceğim basamak sayısının çokluğunu da öngörerek, yönümü çıkıştan inişe çevirdim. Ne de olsa Mustafa zirvede fotoğraf çekerdi..

St. Hilarion muhteşem bir manzaraya sahip.. Merdivenleri saymazsak, zamanında burada yaşayanların keyiflerine hayli düşkün olduklarını söyleyebiliriz. İçtikleri şarapların güzelliğini de eklemeyi unutmayalım…

Kalenin girişine vardığımda susuzluğum zirve yapmıştı. Hemen buz gibi bir şişe suyu oracıkta götürdüm ve Mustafa’nın zirvede ne yaptığını hayal ederek onu beklemeye koyuldum.

Dağda bir tank mı?..

IMG_7460.JPG

Mustafa  geldikten sonra tıpkı benim gibi suyunu içti ve arabaya geçtik. Denize gideriz diye düşünürken savaş zamanı bir tankın bulunduğumuz noktadan daha üst bir rakımda mayına takılıp kaldığını öğrendik. Turistler ziyaret edebiliyormuş yani. Hadi gidelim mi gidelim! Mesafeyi tam olarak hatırlamıyorum ama çok fazla değildi.  Buna rağmen öyle virajlı bir yol ki anca 1 saate gidebildik.. Açıkçası ilk başta dağın dikliğini göz önünde bulundurunca tankın dağdan tırmandığını düşünüyorsunuz ve meraklanıyorsunuz, lakin durum öyle değilmiş. Cephede Rumların arkasından dolanmak isteyen tank bizim kullandığımız yolu kullanmış.. Virajlı klasik bir dağ yolu bahsettiğim.. Tank bu yolda ilerlerken Rumlar’ın mayınına takılıp dağda kalmış. Bunu öğrendiğinizde bu kadar mesafeyi çıkmak için pek de geçerli bir sebep olmadığının farkına varıyorsunuz aslında ya da hayal ettiğiniz gibi mistik bir olayla karşılaşmadığınız için böyle hissediyorsunuz..

Burada 10-15 dakika vakit geçirip yükseltinin sağladığı serinlikten yararlandıktan sonra dağın diğer tarafından inişe geçtik, sağlı sollu virajlardan manzara eşliğinde iniş, dağa çıkmaktan daha keyifli… Girne merkeze ulaştığımızda alacağımız birkaç Kıbrıs’a özgü şey için market alışverişini yaptık ve kaldığımız eve götürdük. Saat gün batımına yaklaşıyordu ve son bir deniz keyfini hak etmiştik. Adada içeceğimiz son biralar ve izleyeceğimiz son gün batımı bizleri bekliyordu..

IMG_7498.JPG

Veda vakti..

Her güzel şey gibi..

Erkenden kalkıp son hazırlıklarımızı tamamladık ve anahtarı içeride bırakarak kapıyı ardımızdan çektik.. Kiralık aracımızı bırakma vakti de yaklaşıyordu.. Arabayı havalimanı üzerinde bir güzergahta bırakacağımız için şanslı sayılırdık. Gerçi rentekar Mustafa abi bizleri havalimanına kadar bırakacaktı.. Arabayı teslim ettikten sonra yine aynı araba ile havalimanına doğru yola çıktık.. Mustafa abi tatilimizin nasıl geçtiğini sorduğunda yüzümüzdeki saçma gülümsemeyi anımsar gibiyim. Daha çok akılda kalan ise Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin siyasi durumunu sorduğumuzda gerçekleşti.. Mustafa abi televizyondaki siyasi analistlere taş çıkarırcasına aklına gelen tüm konuları bir çırpıda yorumlayıverdi..  Sorulara cevap vermede fena da sayılmazdı aslında..

Havalimanına vardıktan sonra bagajları teslim edip biniş kartlarımızı aldık. Uçuşlarımız İstanbul’un iki ayrı yakasına olduğu için kısa bir sohbetin ardından vedalaşmak durumundaydık.. Artık söz verdiğimiz gibi bir tatil yapmanın huzuru ile gökyüzüne doğru havalanmaya hazırdık..

Adnan İnan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s